Öncelikle geçmiş olsun kızım.
Anlatacağım olayları okuduğunda neden geçmiş olsun dediğimi anlayacak ve
bana hak vereceksin.
Birinci olay yıllar önce Ankara Devlet Tiyatrosu Yeni Sahne'de
yaşandı. Sahnelenmekte olan "Bir Yastıkta" adında bir oyun. Oynayan
aktörlerden biri Cüneyt Gökçer. Işıklar içinde yatsın Cüneyt Gökçer'i
izlememişsindir ama adam Dünya çapında bir aktör ve rejisör. Üstelik Devlet
Tiyatrolarının da genel müdürü o tarihlerde...
En ön sırada bir erkek seyirci; ayaklarını sahneye uzatarak yükseltiye
yerleştirmiş. Elinde tespih, koltuğa iyice yayılmış ve oyunu seyretmekte. O
zamanki görevliler salona aldıkları seyircilerin "kabuklu yemiş ve meşrubat"ı
içeriye taşımalarına izin vermediğinden olsa gerek, fındık fıstık da
yemiyor, meşrubat da lıkırdatamıyor, mest olmuş bir şekilde Cüneyt Hocayı ve
oyunu izliyor yalnızca. Cüneyt Hoca "Seyirci velinimetimizdir" deyip oynamaya
devam edeceği yerde, gözlerini dikmiş adama, önünden her gelip geçtikçe ya
da gerekli gereksiz -ki bence bilinçli olarak- adamı kaş göz işaretiyle
bacaklarını/ayaklarını toplaması için uyarıyor. Tıpkı Tolga Tuncer'in seni
kaş göz işaretiyle ağzındaki sakızı çıkartman için uyarması gibi. Ama adamın
tındığı falan yok. Birden ne mi oluyor? Oyun metninde olmadığı halde o koca
Cüneyt Gökçer bir tekme atıyor zavallı seyirciye. "Yandım anam!" diye
bağıran tiyatrosever, bacağının acısıyla kıvranırken bir ambülans isteniyor
ve hastaneye kaldırılıyor zavallı adam.
Bu örnekleri çoğaltmak mümkün. Ferhan Şensoy'un bir oyununda, sıkıştığı
zaman tuvalet için dışarıya çıkan, geri döndükten sonra da izleyemediği
yerleri seyircilere soran meraklı bir seyircinin başına gelenler de
ilginçtir. Ferhan'ın elinden kurtulması gerçek bir mucize örneği olmuştur bu
zavallı adamın. Yani çişi geldiğinde tuvalete gitmeyip de salona mı
işeseydi? İşi bittikten sonra oyunu izlemeye geri dönmeyip Ferhan'ı
izlemekten mahrum mu kalsaydı? Ferhan'a olan sevgisinin karşılığı bu mu
olmalıydı? Ferhan Şensoy çok ayıp etmiştir yani.
Gene Levent Kırca'nın oyun sürerken cep telefonu ile konuşmakta olan masum
bir seyircinin kafasına elindeki davulun tokmağını fırlatması ve tam isabet
kaydederek adamın kanlar içinde koltuğa yığılmasına neden olması da hala
konuşulan ve belleklerden silinmeyen bir olaydır.
Ya Müjdat Gezen'in, masumca çekirdek çıtlayan bir seyircinin kafasına,
elindeki darbukayı geçirmesine ne dersin? Haldun (Dormen) ağabeyi bilirsin.
Kibar ve zarif bir sanatçıdır. Ayakkabısını çıkartıp oyun izlemekte olan bir
seyirciyi az kalsın boğacakken sağolsun Metin (Serezli) ağabeyin adamcağızı
Haldun ağabeyin elinden güçlükle kurtardığı da hep anlatılır tiyatro
çevrelerinde. Yani ayağını sıkmakta olan ayakkabıyı çıkartmasa mıydı bu
zavallı adam? Üstelik bir haftadır banyo yapamamasının suçu onda mıdır, yoksa
Sular İdaresinde mi?
Bu tiyatrocular garip insanlardır Sümeyye kızım. Sen adını duydun mu bilmem
ama bizim tiyatromuzu kuran Muhsin Ertuğrul diye bir adam vardı. Mustafa
Kemal Atatürk İstanbul Şehir Tiyatrolarında bir oyun izlemeye gelecek. Oyun
başlamak üzere ama önder yok ortada. Muhsin Ertuğrul'daki cürete bak sen
"Perde zamanında açılacaktır" deyip başlatmış oyunu. Sonuç olarak yarım saat
sonra gelmiş paşa. Muhsin Ertuğrul ne demiş biliyor musun Mustafa Kemal'e?
"İlk perde bitmeden alamayacağız sizi Sayın Cumhurbaşkanım. Sizi Müdüriyette
ağırlayalım!" Paşa da kısmış sesini, yarım saat kadar paşa paşa oyalanmış
orada. Yani kalıbının adamı değilmiş paşa. Sen yedi düveli hizaya
getireceksin, bu ülkenin koskoca Cumhurbaşkanı olacaksın, kıçı kırık biri
çıkıp seni içeriye salona almayacak. Olacak şey mi bu? Parayı veren o
üstelik. Kapatırım dese kapatamaz mı tiyatroyu yani?
Aman bundan böyle daha dikkatli ol. Tiyatrocuların kurallarına uy... Sakız
çiğneme, cep telefonunu da açık unutma...Sözün özü tiyatrocuların beter
insanlar olduğunu da asla unutma...
Bak bir de şunu asla unutma ve hatta çerçeveletip başucuna as. Üstad
Shakespeare bu aktör taifesi için diyor ki: "Aktörlerin diline düşmektense
lağıma düşmek evladır." Hele bir de bir kısım medya ile birleşip de cephe
alırlarsa size! Çünkü bunlar Dünyanın her yerinde varlar. Aralarındaki
iletişim ise inanılır gibi değildir. Afrika'dan Antarktika'ya, Sibirya'dan
Yeni Zelanda'ya konuşulur durursun onların diline düştüğünde.
Birbirleriyle de pek geçinemezler ama sözkonusu tiyatro olunca gerisi
teferruattır ve hemen kenetleniverirler.
Aman dikkat!
Seni ayrıca sakız meselesini başörtüsü gerekçesine dönüştürmendeki ustalığın
için yürekten kutluyorum.
Geçmiş olsun tekrar.
Tuncer Cücenoğlu
11 Mayıs 2011 Çarşamba
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder